tuhaf bir intikam öyküsü

“Aldırılan Çocuklar Örgütü” ismi yanıltmasın sizi, ne de kapak arkası yazısısına kulak verin; Ersan Üldes, “aldırılan çocuklar aldırılmasalardı da bir örgüt kursalardı ne olurdu” sorusu üzerinde durmuyor. Doğrusunu söylemek gerekirse polisiye merceğimizin odağına dolaysızca yansıyacak bir konusu da yok; ama büyük bir medya kuruluşunun genel yayın yönetmeni ile aynı kuruluşta redaksiyon işleri yapan bir gencin karanlık ve pis bir odada elleri ayakları bağlı bir halde gözlerini açmalarıyla başlayıp eli silahlı mütecavizlerin niyetlerinin sayfalar boyunca sır olarak kaldığı, okuyucuyu zaman zaman -tecavüze varan- sert sahnelerle rahatsız eden ve sonu bir ölümle gelen “Aldırılan Çocuklar Örgütü”, Boris Vian’ın underground çizgiler taşıyan “kara”larını hatırlatıyor.

Ersan Üldes, İnkilap 1999 Roman Ödülü’nü paylaşan ilk romanı “Yerli Film”i de romanını yazma sıkıntıları ile kıvranan bir yazarın bakış açısından, zaman zaman bilinç akışı, zaman zaman iç monologlar ve karşılıklı diyaloglarla, metnin tümüne yayılan eleştirel ve karamsar bir atmosferle yazmış, doğrudan dışa vurmadığı karamsarlığını yer yer mizaha kaçan durum ve karakter tahlilleriyle, ironik anlatımıyla belli etmişti. Aslında ironik anlatım “kara” romanlarda ya da “sert” özel detektiflerin anlatıldığı polisiyelerde insanlararası ilişkilerin, olayların ardındaki çelişkilerin, yanlış anlamaların, gerçeklerin acımasızlığının teşhiri için sıklıkla kullanılmıştır. Soğuk bir tarzdır bu; hem gülümsetir hem irkiltir. Ersan Üldes, her iki romanında da işte bu yöntemi seçmiş.

Hayatının bir bölümünü Güzel Sanatlar Fakültesi’nde çıplak modellik yaparak kazanan, asıl teşhirciliğin ne olduğunu bir medya kuruluşunun yedi dergisinin redaksiyonunu üstlendiğinde kavrayan, modellik yaptığı günlerde tanıştığı sevgilisi Burcu ile aldırdıkları bebek yüzünden ilişkileri bozulmuş bir adamın, Leo’nun hikayesi bu, “bir davam bile yok. Ne bir mahkeme, ne de bir kavga” diyen Leo’nun…

Ona ve yanında çalışan diğerlerine böcek kadar değer vermeyen yayın yönetmeni Taki Bey’le kapatıldığı odada kendisinin neden kaçırıldığını anlamlandıramasa da pek çok şeyi sorgulama şansını bulacaktır kahramanımız. En çok üzerinde durduğu ise Burcu’yla soğuyanilişkilerdir. Eğer kurtulursa hem hayata geçirmeyi hem de romanlaştırmayı umduğu hayaller kurar; “kara kedi”, diyecektir mesela, “yatağımıza giren kara kedi var ya Burcu, işte o aslında kendi elimizle öldürdüğümüz çocuk… Kendi çocuğumuz… İnsan, anne karnında nuf­te olarak kırk, kan pıhtısı olarak kırk, et parçası olarak da kırk gün kalır. Bundan sonra artık bir ruh alır… Biz çocuğumuza bu ruhu fazla gördük Burcu” diye düşünecek ve roman sonunda maruz kaldığı olayların getirdiği yıkım ve aynı anda ortaya çıkan intikam alma isteğiyle kendini kaybetmiş bir vaziyette Aldırılan Çocuklar Örgütü’nü kurma fikrini hayata geçirmeye çalışacaktır. Aslında bu, farkına vardığı “hiç”liğinin yarattığı öfkesinin patlamasından başka bir şey değildir.

 

Öte yandan Leo’yu, Taki’yi, sonra Taki’nin sekreteri seksi Zişan’ı kaçıran, kaçırdıklarının sayısını sayım görevlisi Sabit, üst kat komşusu Saniye ve ona temizliğe gelen Nihal’le mecburiyetten çoğaltan Sinan ve Mevlüt de aynı hiçliğin öfkesini taşırlar. O öfke ki, Taki’yi silah zoruyla Zişan’la cinsel ilişkiye zorlamaya kadar uzanacak, ve elbette her “kara” gibi “Aldırılan Çocuklar Örgütü”nde de hiç kimse için mutlu bir son olmayacaktır.

Son yıllarda artış gösteren yerli “Underground”un alkol ve madde bağımlısı ama bağımlılığı ile barışık, yenilmiş ama yenilgisini bir yazgı gibi kabullenmiş, belki de bu nedenle hayata kayıtsız, yarınsız ve her türlü değerden sıyrılmış alışılageldik roman kahramanlarının romanların değişmez mekanı olan barlarda alkol kokusu ve sigara dumanı ile geçirdikleri gecelerinin, günü birlik yaşanan cinselliklerinin, tüketilmiş aşklarının, işsizliğin yarattığı maddi sıkıntılarının, kriminalleşen hayatlarının dışında kalmayı bilen ve cinsellikle pornografi, irkiltmekle kabalık arasındaki farkları gözeterek kalema alınan “Aldırılan Çocuklar Örgütü”, toplumsal meselelere açılımlar da taşıyor. İlk romanını da sevmiştim Ersan Üldes’in, hayal kırıklığına bu kez de uğramadım.

A. Ömer Türkeş, Özgür Gündem, 1 Mayıs 2004.