taraf kitap

TÜRK ROMANININ DONKİŞOTLARI

Ahmet Mithat Efendi’nin 1877’de yayımlanan Çengi romanıyla Murat Uyurkulak’ın yakın zamanda yayımlanan  Har’ı, Recaizade Mahmut Ekrem’in ünlü Araba Sevdası ile Oğuz Atay’ın tuhaf kitabı Tehlikeli Oyunları ya da Abdülhak Şinasi Hisar’ın Fahim Bey ve Biz romanıyla Tahsin Yücel’in Yalan’ı nasıl olur da bir eleştirel denemeler derlemesinin birbirini tamamlayan parçaları haline gelebilir diye sorarsanız, Ersan Üldes’in size verdiği yanıt “Don Kişot” olacaktır.

Don Kişot yoktur, Don Kişotlar vardır

Üldes’in kitabının giriş bölümünde alıntıladığı gibi, sözlüğümüzde gerçekten de”donkişotluk:gereği yokken kahramanlık göstermeye kalkışma durumu” diye bir maddemiz var.Üldes’in bakış açısı aslında hem böyle bir kavramlaştırmadan yola çıkıyor hem de bu tektipleştirmeye karşı bir tez sunuyor.Don Kişot roman tarihinin ilk sayfasıysa eğer,o sayfayı çevirdikten sonra onun izini aramayacağımız bir roman yoktur;hatta artık Don Kişot ortadan kalkmış,Don Kişotlar ortaya çıkmıştır diye yorumlayabiliriz Üldes’in yaklaşımını.Bunun için Milan Kundera’nın roman sanatından bir alıntıyla başlıyor Üldes:”Bir romanın değeri ancak roman tarihi bağlamında kavranabilir.Romancı,Cervantes hariç kimseye hesap vermek zorunda değildir.”

     Don Kişot’u tektipleştirerek Türk romanında aramak yerine,eleştirel okumanın anlamının altını çizercesine mümkün olduğunca o tektipi parçalıyor Üldes.Don Kişot’un tektipleştirilmesiyle de “budala” kavramını ortaya koyarak tartışıyor.”Budalalık” aslında bu kitapta ele alınan on romanı birarada tutan eleştirel yapının temelinde yatıyor:”Don Kişot’u,varoluşunun bütün katmanlarıyla tanımlayan kavram gözü karalık değil,budalalıktır.Budalalık,bizim donkişotluk adını verdiğimiz bütün nitelikleri zaten içeren,fakat beraberinde saflık,bihaberlik,akıllı delilik,aklı havadalık,kendiliksizlik,hatta iyi niyetlilik  ve idealistlik  gibi nitelikleri de taşıyan daha kapsayıcı bir kavramdır.”

Romanımızın budalaları

Üldes’in Kişot’u arasında,Ahmet Mithat Efendi’nin Don Kişot’a özellikle benzetmeye çalıştığı kahramanı Daniş Çelebi olduğu gibi, Don Kişotçu anlamda budalalıklarını Üldes’in bakış açısına borçlu olduğumuz, Araba Sevdası’nın kahramanı gösteriş düşkünü Bihruz Bey ya  da Şinasi Hisar’ın mahzun Fahim Bey’i gibi kahramanlar da var.

Orhan Kemal’in Murtaza’sını idealistlik bağlamında ele alan yazar,Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nün Hayri İrdal’ını “donkişotluk” kavramını ters yüz eden bir kahraman olarak yorumluyor.Hayri İrdal da Don Kişot da “ortak aklı”karşısına alan karakterler Üldes’e göre,ancak Don Kişot idealistliğiyle bir yalana tutunurken, Hayri İrdal tek başına yalan bir dünyaya  ama kendi sebep olduğu bir yalana karşı mücadele veriyor.Don Kişot yeldeğirmenlerine karşıyken,Hayri İrdal Don Kişotlara karşı yalnız kalıyor.

Oğuz Atay’ın kahramanı Hikmet Benol da “toplum değerleriyle çarpışan” bir Don Kişot olarak okunuyor Üldes tarafından.Tıpkı Tanpınar’n kahramanı gibi o da Don Kişot’u ters yüz eden özellikleriyle ele alınıyor.Don Kişot nasıl tiyatro oyununu gerçek sanıyorsa,Hikmet Benol da “gerçeği tiyatro oyunu” sanıyor bu yoruma göre.

 Ümit Kıvanç’ın 1992’de yayımlanan parodisi Gaib Romans,Murat Uyurkulak’ın Har romanı ve Atay’ın tehlikeli oyunlar’ı ile aynı kulvarda ilerleyen bir metin gibi okunurken, tüm bunların arasında Tahsin Yücel’in Yalan romanı hem “donkişotluk”açısından hem de Türk romanında gelinen noktaya örnek olması açısından biraz ayrı bir yerde gözüküyor.Yücel’in romanını henüz okumayanlar pişman olurken,Ersan Üldes bu pişmanlığı Yalan’ı ele alış şekliyle telafi ediyor.

Eleştiri dünyamızın eksikliği

Don Kişot’un Türk romanındaki izlerinin aranması yanında,çok kısa değinmelerle de olsa 1877-2006 arasında Türkiye politikası,toplumu ve kültürünün geçtiği aşamaları da takip ediyor Ersan Üldes. Bu aşamaları yavan bir bilgi aktarır gibi değil,romanın bu coğrafyadaki dönüşümüyle,anlatıcının ve kahramanın başına gelenlerle ilişkilendirerek sunması, On Kişot’u sadece tutkulu Don Kişot okurlarının besleneceği bir derleme olmaktan çıkarıp romanımızın üzerine söyleyecek önemli sözleri olan okunası bir kaynağa dönüştürüyor.Bireycilik ,servet düşkünlüğü,girişimcilik,toplumun  tektipleştirilmesi,soğuk savaş,cepheleşmeler ve tabii ki Batılılaşma  eğilimlerinin izlerinin peşinden gidiyor bu metinler.

Üldes,örneklerini on romanla sınırladığı için “On Kişot”u anlatıyor yeni kitabında.Roman sanatının Don Kişot ile başladığı evrensel bir kabul ve edebiyatımızın roman türünü geç keşfettiği aşikar,ancak donkişotluklarına hiç de bu kadar yakından bakmadığımız roman kahramanlarımız meğer ne çokmuş ve tabiri caizse “donkişotçu” eleştirinin ne zengin ve sınırsız bir kaynağı varmış romanlarımızda.İşte bu yüzden “asla bir Son Kişot olmayacak,Don Kişot’lar yani Cervantes’in mirasına sahip romanlar,roman sanatının tarihi seyrine eklemlenecektir” iddiasında çok haklı gözüküyor Ersan Üldes.Ve yine iddialı olduğu kadar haklı bir tutumla,yukarıda saydığımız birbirinden çok uzak gibi görünen yazarlar ve romanların birarada anılmasının yadırgatıcı olmasını,”eleştiri dünyamızın bir eksikliği”olarak görmemizi salık veriyor yazarımız.Bu bağlamda Üldes’in On Kişot:Türk Romanında Yaratıcı Asilzadeler başlıklı kitabı,edebiyat eleştirisi dünyamızı son yıllarda zenginleştiren en değerli çalışmalardan biri olarak bizi,zihinlerimizi açmaya ve okumalarımızı derinleştirmeye çağırıyor.

Son olarak önerimiz şu olmalı belki de:”Donkişotluk”sözlüklerden çıkarılsın,herşey gibi o da söyleme girdikçe anlamını yitirip yavaş yavaş silinip gitmesin.Ve tabii ki, daha nice On Kişot’lar yazılsın.

Yankı Enki, Taraf Kitap.