interviews

From interviews with the Contributing Authors Of Best European Fiction 2011.

Do you see your work  as fitting into the traditions of European fiction–or indeed any national  or regional tradition?

Perhaps because I’m an  author who doesn’t give much credence to nations or nationalities,  in terms of politics or literature, I’m not eager to embrace those  traditions that insist on labels such as “regional,” “national,”  or even “European.” I’ve never given much thought as to just how  Spanish Sancho Panza’s donkey really is. And so I have trouble figuring  out to just what degree I’m related to the tradition of the European  novel. However, I can say without any qualms whatsoever that I write  in order to claim my share, tiny though it may be, of the legacy of  the “nationless” novel, passed down to us via Rabelais and Cervantes.

Are there any exciting  trends, movement, or schools in contemporary Turkish fiction? Who do you feel are the overlooked contemporary authors writing in Turkey who  should be more widely read and translated?

It is possible of course  to speak of particular trends or movements that arise every now and  then in contemporary Turkish literature. However, over time, rather  than becoming individual aesthetic canons, these trends have unfortunately  evolved into solidarity organizations, in order to withstand the forces  of natural selection. And this has caused much harm to Turkish literature.  It is for this reason that Turkey itself—not to speak of America or  Europe—has failed for so long to discover Turkey’s writers. This state  of affairs has naturally served to keep the world from becoming familiar  with our most important authors. Abdülhak Şinasi Hisar remains to  be translated. Ahmet Hamdi Tanpınar has only recently begun to be translated,  and as far as I know, Oğuz Atay’s novels have not been translated  into any foreign languages. Of our contemporary authors, the world definitely  should get to know İbrahim Yıldırım, Murat Uyurkulak, Semra Topal,  and Barış Bıçakçı.

Who are the contemporary  European writers from other countries that are writing compelling fiction?

If ‘contemporary’ here  is not meant in the very strict sense of the term, then I could come  up with an endless list of names. Kundera, for one, is a towering figure  for me—not only for his novels, but also the way he theorizes literature.  I’m also a fan of Witold Gombrowicz, John Fowles, Peter Handke, Michel  Tournier . . . And drawing closer to the present day, Philippe Sollers,  Gilbert Adair, Enrique Vila-Matas, Toby Litt . . .

Are there enough  publishing outlets in Turkey for contemporary fiction? Is there a market  for literary fiction in Turkey?

Publishing in our country  has clearly undergone significant development over the years. However,  we can’t speak of a proper market for literary fiction in Turkey.  Actually, I think this is true for the world as a whole. Where there  is literary fiction, there is no market. Where there is a market, then  there is perhaps, at most, a tiny bit of literature.

Do you want your  work to be translated? Why or why not?

Of course I would like for  my novel and the novels of other authors whom I hold in esteem to be  translated. It is rather important that they should be, in order to  counter the Orientalist perspective of Europe and America, and to show  that literature in my country is not comprised solely of harem intrigues  and postcard love affairs . . .

Given a choice, would  you prefer a faithful, literal translation of your work or an interpretive  re-imagining of it? Why?

Because I don’t consider  my work to be “holy texts” or “metanarratives,” I’m open to  creative translation. However, of course there is a limit. I wouldn’t  want to be a writer like Judith Wohmann, nor would I want the same end  to befall me.

Avrupanın En İyi Kurguları 2011’e seçilen yazarlarla gerçekleştirilen söyleşiden…

Eserinizi Avrupa roman geleneği içinde mi görüyorsunuz yoksa herhangi bir milli ya  da geleneksel geleneğin için de mi?

Belki hem siyasi hem de edebi düzlemde  milletlere ve milliyetlere gereğinden fazla prim vermeyen bir yazar  olduğum için, önüne ‘regional’ ‘national’ hatta  ‘european’ gibi tanımların konduğu geleneklere mesafeliyim.  Meselâ bugüne kadar Sancho’nun eşeğinin ne kadar İspanyol olduğuna  hiç kafa yormadım. O yüzden Avrupa roman geleneğiyle olan akrabalığımın  derecesini kestirmekte de güçlük çekiyorum. Ancak Rabelais ve Cervantes  eliyle bizlere ulaşan ‘milliyetsiz’ roman mirasından küçücük  de olsa pay alabilmek için yazdığımı gönül rahatlığıyla söyleyebilirim.

Çağdaş Türk roman ve  öyküsünde heyecan verici bir eğilim, akım ya da okul var mı? Daha  fazla okunması ve çevrilmesi gerektiği halde gözden kaçan  çağdaş Türk yazarları kimler?

Çağdaş Türk yazınında dönem dönem  bazı eğilim ve akımlardan söz etmek elbette mümkün. Ancak ne yazık  ki bu eğilimler birer estetik kanon olmaktan çıkıp zamanla doğal  seleksiyona direnmek için bir araya gelen dayanışma derneklerine  evrildi. Bu da Türk Edebiyatı’na zarar verdi. Avrupa’yı, Amerika’yı  bir kenara bırakın; bu yüzden Türkiye kendi yazarlarını uzun yıllar  keşfedemedi. Doğal olarak bu durum, dünyanın önemli yazarlarımızla  tanışmasını da engelledi. Abdülhak Şinasi Hisar henüz çevrilmedi,  Ahmet Hamdi Tanpınar yeni yeni tercüme ediliyor, bildiğim kadarıyla  yabancı dilde herhangi bir Oğuz Atay romanı yok. Günümüz yazarlarından  İbrahim Yıldırım, Murat Uyurkulak, Semra Topal ve Barış Bıçakçı’dan  da dünya mutlaka haberdar olmalı…

Diğer  ülkelerden ilgi çekici roman/öykü  yazan çağdaş Avrupalı yazarlar kimler?

Çağdaş’ tabiri ısrarla zamansal,  dönemsel bir vurgu içermiyorsa eğer, burada sayısız yazar adını  zikredebilirim. Sadece romanlarıyla değil, edebiyatı teorize ediş  şekliyle de Kundera, benim vazgeçilmezim. Ayrıca bir Gombrowicz hayranıyım.  John Fowles, Peter Handke, Michael Tournier… Biraz daha bugüne doğru  yaklaşırsak; Philippe Sollers, Gilbert Adair, Enrique Vila-Matas,  Toby Litt…

Türkiye’de  çağdaş edebiyat için yeterli yayıncılık imkanı  var mı? Edebi kurgu için Türkiye’de bir pazar var mı?

Ülkemizde yayıncılık gözle görülür  şekilde gelişti. Ancak Türkiye’de edebiyat adına bir pazardan  asla söz edilemez. Ayrıca ben bunun bütün dünya için böyle olduğunu  düşünüyorum. Edebiyat varsa, Pazar yoktur. Pazar varsa, orada edebiyat  adına bir kırıntı, belki bulunur.

Romanınızın  çevrilmesini ister misiniz? Neden?

Benim romanımın ya da önemsediğim  birkaç başka yazarımızın romanlarının diğer dillere çevrilmesini  elbette isterim. Avrupa ve Amerika’nın oryantalist bakışının  kırılması ve ülkemde edebiyatın harem münasebetleri ya da kartpostal  aşklarından ibaret olmadığının anlaşılması açısından bu  epeyce önemli…

Eğer bir seçim  şansınız olsa, romanınızın bire bir, sadık bir  çevirisinin yapılmasını mı  istersiniz yoksa yorum içeren bir  çeviri mi?

Yapıtlarımı bir “kutsal metin” ya da “mega anlatı” ürünü  olarak görmediğim için, yaratıcı tercümelere açık olduğumu  söyleyebilirim. Ancak elbette bunun da bir sınırı var. Ne Judith  Wohmann gibi bir yazar olmak ne de onun başına gelenleri yaşamak  isterim.

Best European Fiction antolojisine seçilen yazarlarla yapılan röportajlar,  Dalkey Archive Press’in web sitesinde yayımlanmaktadır. http://www.dalkeyarchive.com/book/?GCOI=15647100326240